Aşkın Nöral Temelleri

20 Temmuz 2013
4.046 kez görüntülendi

Aşkın Nöral Temelleri

Öget Öktem

İnsanlar için aşk, en kuvvetli, en coşkulu duygu durumlarından biridir. Ama nörobilimciler daha yeni yeni, son 13-14 yıldır, bu duygunun beyinsel/nörobiyolojik altyapısını araştırmaya başladılar. Bu araştırmalarında, tabii, hızla gelişmekte olan görüntüleme tekniklerinden yararlanıyorlar. Bu teknikler bize sübjektif zihinsel durumları gösterecek kadar gelişti.

İlk çalışmalar, 2000’de İngiltere’de Semir Zeki ve ekibi tarafından başlatıldı. Daha sonra, son 10 yıldır gerek bu ekip tarafından gerekse başkaları tarafından yapılan yeni çalışmalar görüyoruz. Bunlara girmeden önce iki noktayı vurgulamak istiyorum:

1) Romantik Aşkta da, Anne sevgisinde de, beyinde aktive olan, faal hale geçen ortak bölgeler

var; öteyandan her birinde ayrı ayrı faal olan bölgeler de var.

2) Her iki sevgide de, beyinde faaliyetini durduran, sevdiğini görür görmez çalışmasını sonlandıran bölgeler bulunuyor.

2000’de Semir Zeki ve ekibinin yaptığı ilk çalışmada: aşkın zirvesinde dolaşan 17 çift üniversite öğrencisi beyin görüntüleme aletinin altında, birbirlerinin resmine bakarken ve sevdikleri herhangi bir arkadaşlarının resmine bakarken beyinlerinde neler olduğu açısından incelendiler; ayrıca anneler kendi çocuklarının resmine bakarken ve başka sevimli çocukların resimlerine bakarken beyinlerinde neler olduğu gözlemlendi.

Aşık olduğumuz, ama derinden, şiddetle, vazgeçememe duygusuyla, tutkuyla âşık olduğumuz kişinin resmine bakarken, beyinde belli bölgeler özellikle uyarılıyor ve harekete geçiyor. Aşık olan ve sevdiğinin resmine bakan kişinin kız ya da erkek oluşu bir fark yaratmıyor. Özellikle uyarılan bu bölgelerden bir kısmı bizzat korteksin kendisindedir; bir kaç tanesi de subkortikal yerleşimlidir. Bunların tümü emosyonel beyin dediğimiz bütünün parçalarıdır. Kortekste: medial insula, anterior singulat korteks hemen faal hale geçiyor; korteks altında da striatum’un bazı parçaları (kaudat çekirdek ve putamen) uyarılıyor, nükleus akkumbens uyarılıyor. Bunların tümü, beyindeki ödül sisteminin ana parçalarını oluşturmaktadır. Aşık olunan kişinin resmine bakarken uyarılan bu ödül bölgeleri, kokain kullanıldığı zaman da (özellikle ventral tegmentum ve nükleus akkumbens) uyarılır. Aşk tutkusu, bir tür mutluluk ve öfori hâli yaratır; “anlatılamaz” bir mutluluk duygusu yaratır.

Bu sözkonusu beyin bölgeleri, ödül, bağımlılık, arzu ile ilişkili bir nörotransmiteri yüksek dozlarda içeren bölgelerle içiçedir. Bu nörotransmiter, yani Dopamin, hipotalamus tarafından salgılanır ve salgılandığı insana bir “iyi olma hissi” verir. Kokain, eroin gibi bağımlılık yaratan maddeler de bu aynı beyin bölgelerini etkileyerek öfori hissi yaratırlar. Dopamin, sadece bir bağlanma duygusu ile değil, seksle de yakından ilişkilidir, ki düşünürsek seks de kendini iyi hissetme ile, ödülle sonuçlanan bir olaydır.

Çalışmalar, aşkın zirvede olduğu ilk dönemlerinde, dopamin artışıyla eş zamanlı olarak, bir başka nörotransmiterin, serotonin’in azaldığını gösteriyor; serotonin romantik aşkta, psikiyatrideki obsesif-kompülsif hastalarda düştüğü düzeye kadar düşüyor. Aşk da, ilk dönemlerinde bir çeşit obsesyon olarak ortaya çıkıyor: insan o kişiden başka bir şey düşünemez hale geliyor, her şey o kişiye kanalize oluyor. Cahit Külebi’nin, “Kamyonlar kavun taşır ve ben – Boyuna onu düşünürdüm” mısralarında olduğu gibi, kişi boyuna âşık olduğu insanı düşünür, hep ondan söz etmek ister; kılık kıyafetini onun hoşuna gitmek üzere ayarlar, vb; bütün yaşamı ona odaklanmıştır.

Gene Hipotalamus’tan salgılanan iki hormon, Oksitosin ve Vazopressin hormonları bu dönemde bolca salgılanır ve kanda bolca bulunur. Oksitosin (iç organları çevreleyen düz kasların kasılmasını sağlamak dışında), bir bağlanma hormonudur, sarılma hormonudur; sevdiğine durmadan sarılma isteği veren, sarılmaya doyamama duygusu veren hormondur. Vazopressin de (böbreklerdeki etkisinin yanısıra), sosyal davranışı etkileyen, erkeklerde öbür erkeklere karşı saldırgan davranışı düzenleyen bir hormondur. Beyin sapı denilen bölgede, her iki hormon için de bol sayıda reseptör bulunmaktadır. Hem romantik aşkın alevli dönemlerinde, hem de anne sevgisinde bu iki hormon da bol bol salgılanır.

Anneler kendi çocuklarının resimlerine bakarken de, hipotalamus hariç , romantik aşkta uyarılan aynı bölgeler uyarılır. Anne sevgisinde hipotalamusta uyarılmaz, bir de dopamin salgısı olmaz. Bu ikisi yalnızca romantik aşkta ortaya çıkar, çünkü aşkın cinsel uyarılmayı sağlayan erotik ögesi buradan gelir. Konuşmanın başında, romantik aşkta da, anne sevgisinde de, bazı beyin bölgelerinin, kişi sevdiğinin resmine bakarken çalışmasını durdurduğunu söylemiştim. Bunlar Amigdala gibi olumsuz duygularla ilgili yapılardır, bir de frontal, parietal ve orta temporal kortekslerin bazı parçalarıdır. Diğer insanları eleştirel olarak değerlendirebilmemizi, onları objektif bir bakış açısıyla görebilmemizi frontal korteksimiz sağlar. Prefrontal korteksin bu parçası, parietal korteksin ve temporal korteksin bazı parçalarıyla beraber, insanlara kritik bir bakış açısıyla bakabilmemizi olanaklı kılar. Romantik aşkta ve Anne sevgisinde, bu beyin bölgeleri faaliyetlerini durdururlar ve biz sevdiklerimizin eleştirilecek yanlarını göremez oluruz. Türkçede Zihin Teorisi dediğimiz TOM (Theory of Mind), başkalarının niyetlerini, düşüncelerini okuma becerimizdir; karşımızdaki için eleştirel düşünebilmemiz bu sayede olanaklıdır. TOM’dan sorumlu yapılarımız orta frontal, inferior parietal ve posterior singulat korteksimizdir. Aşkta da, anne sevgisinde de buralar baskılanır ve faaliyetlerini durdururlar. O nedenle tutkuyla âşık olunan kişiye de, annenin kendi çocuğuna da eleştirel değerlendirme yapmak olanağı kalmaz.

Bazan bir kişinin, negatif özellikleri apaçık ortada olan, üstelik de örneğin çirkin birine âşık olduğunu görüp şaşarız ve “Böyle birini nasıl sevebilir? Aklını mı kaybetti?!” deriz. Evet, kaybetmiştir; eleştirel aklını kaybetmiştir, eleştirel aklı o kişiye karşı çalışmıyordur. “Aşkın gözü kördür” atasözünün, “deli gibi âşık olmak”, “delice sevmek” deyimlerinin hemen her dilde karşılıkları vardır. Annelerde de bir dereceye kadar benzer durum olur. Bunu da “Kuzguna yavrusu şahin görünür” atasözümüzle çoktan saptamışızdır. Kişi, eleştirel aklını sadece sevilene karşı kaybeder, sadece ona bakarken bu bölgelerin faaliyeti durur. Yosa bir kitabı, bir olayı, başka kişileri, normal eleştirici beyin bölgelerini kullanarak değerlendirmeye devam eder.

Romantik aşk ve anne sevgisi arasında bir farkın, birincilerde sevdiğinin resmine bakarken hipotalamus’un da aktifleşmesine karşılık ikincilerde aktifleşmemesi olduğunu söylemiştik ve bunu yalnızca romantik aşkta cinsel uyarılma bulunması ile açıklamıştık. Bu iki sevgi türü arasındaki ikinci fark da, resme bakarken annelerde, beyinde yüzleri değerlendiren bölümün çok daha fazla aktifleşmesidir. Bu da, annelerin çocuklarının yüz ifadelerinden onların ihtiyaçlarını anlamaya, kendini sözle ifade edemeyen çocuğun ne istediğini yüz ifadesinden çıkarmaya odaklanma durumunda olmalarıyla açıklanabilir.

Biraz da monogami-poligami sorununu ele alalım. Memelilerin %3 kadarının monogam olduğu bildirilir. Monogami, bütün yaşamı tek bir eşle geçirmek şeklinde olabileceği gibi, uzunca bir süre bir eşle monogam bir ilişki yaşamak, sonra eş değiştirip bu sefer bu yeni eşle uzun süreli bir monogam ilişkiyi sürdürmek, derken gene monogami içinde yaşanacak 3. bir ilişkiye girmek şeklinde de olabilir. İnsanlarda da, monogam hayvanlarda da, erkek ya da dişinin arada kaçamaklar yapabildiği bildirilir. Tek eşli, monogam tarla fareleri (prairery voles) ve poligam olan dağ fareleri (montane voles) ile yapılan bir çalışmadan söz etmek istiyorum. Monogam olan tarla farelerinin kanında, dağ farelerinden farklı olarak, bol miktarda Oksitosin ve Vazopressin hormonları bulunduğu görülmüş. Bu hormonlar bloke edildiğinde, tarla fareleri de monogam yaşamı terkedip dağ fareleri gibi poligam bir yaşama geçmişler, rastgele cinsel ilişkilere girer hale gelmişler. Bu hormonlar verilirse ama eşleriyle çiftleşmeleri önlenirse, bu durumda hiç çiftleşmeme pahasına da olsa eşlerine sadık kaldıkları gözlemlenmiş; eşleri dışında biri ile çiftleşmektense, cinselliksiz bir yaşama razı olmuşlar. Poligam dağ farelerine bu hormonları enjekte etmek ve onları gözlemlemek, bu hormonların dağ farelerini sadık eşler haline getirmediğini göstermiş. Nedeni araştırılınca da, dağ farelerinde bu hormonları alacak reseptörler bulunmadığı görülmüş. Tarla farelerinin beyninde ödül merkezlerinde ise bol miktarda Oksitosin ve Vazopressin reseptörü bulunmakta.

Son olarak bir noktayı daha belirtmek isterim. Romantik aşkta aşkın zirvelerinde dolaşıldığı, “sırılsıklam âşık” olunduğu ilk yıllarda, her iki cinsiyetten bireylerde de kanda Kortizol düzeyi çok yüksek, ayrıca kadınlarda serum testosteron düzeyi çok yüksek bulunuyor. Bu, kişinin obsesif bir şekilde sevgilisine kilitlenmesine katkıda bulunuyor. Bir-iki yıl sonra ise kandaki Kortizol düzeyi de, kadındaki serum testosteron düzeyi de azalıyor. Bu da, “gözü birbirinden başkasını görmeyen” romantik aşk durumunun, çocuk yetiştirmek için uygun bir durum olmayışı ile açıklanıyor; düzgün bir şekilde çocuk yetiştirebilmek için, çiftlerin birbirine kilitlenmişlik durumunun bitmesi gerekiyor.

Bu konuşmayı hazırlarken yararlandığım kaynaklar :

1) Bartels A, Zeki S (2000) : The Neural Basis of Romantic Love. Neuroreport,v0l11,no.27,3829-3834.

2) Bartels A, Zeki S (2004) : The Neural Correlates of Maternal and Romantic Love. NeuroImage, 21,

1155-1166.

3) Beauregard M, Courtemanche J, Paquette V, Landry st-Pierre E (2009) : The neural basis of

unconditional love. Psychiatry Research:Neuroimaging, 172, 93-98.

4) Eşel E (2007) : Aşkın Biyolojik ve Evrimsel Temelleri. New/Yeni Symposium Journal, 1(1), 21-27.

5) Ortigue S, Bianchi-Demicheli F, de C Hamilton A F, Grafton S T (2007) : The Neural Basis of Love as

a Subliminal Prime: An Event-related Functional Magnetic Resonance Imaging Study. Journal of

Cognitive Neuroscience, 19:7, 1218-1230.

6) Porges S W (1998) : Love: An Emergent Property of the Mammalian Autonomic Nervous System.

Psychoneuroendocrinology, 23:8, 837-861.

7) Zeki S (2007) : The neurobiology of love. FEBS Letters 581, 2575-2579.

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yukarı Çık