Nöropsikoloji Nöroloğa ve Psikiyatr’a Neler Söyler?

28 Haziran 2011
1.441 kez görüntülendi

Nöropsikoloji Nöroloğa ve Psikiyatr’a Neler Söyler?

Kendi paradigmaları doğrultusunda önlerine gelen problemleri çözme faaliyetleriyle uğraşan bilgi dallarının zaman içinde yeni paradigmalar eşliğinde birbirlerine yakınlaşmaları ve ortaya çıkan yeni problemleri çözmeye başlamaları başlıbaşına bir gelişme göstergesidir. Nöroloji, psikoloji (tabii ki psikiyatri) ve nöropsikoloji arasındaki ilişkiler bu gelişmenin örneklerinden biridir. Nörolojinin geleneksel yaklaşımı beyin işlevlerine mekanistik, refleksif ve indirgemeci bakıştır. Bu yaklaşımın altında nörolojinin doğuş günlerindeki dünya ve bilim anlayışı bulunmaktadır. Bu, pozitivist ve mekanist dünya ve bilim anlayışıdır. Bu anlayış evrime süreçlerine de indirgemeci biçimde yaklaşır.

Bu anlayışa göre beyin, kendine özgü organizasyonu ve işlevleri olan bir organ olmaktan çok merkezi sinir sisteminin bir parçası olarak ele alınır. Bu anlayış içinde beynin diğer sinir sistemi parçalarıyla hareket, denge, hissiyet ve refleks bağlamlarındaki ilişkileri öne çıkarken, beynin davranış organı olma özelliği belirsiz ve silik biçimde ele alınır. Nörolojinin başlangıcından itibaren böyle kurgulanması beyin davranış ilişkilerinde büyük boşluklar yaratmıştır. Bu boşlukların doldurulması nöroloji tarafından davranış nörolojisinin, psikoloji tarafından ise nöropsikolojinin gelişmesiyle mümkün olabilmiştir. Davranış nörolojisi, beynin geleneksel anlayışı içinde ele alınmayan davranışların beyinle yapısal ilişkilerini ele alır. Örneğin, geleneksel anlayış içinde diğer sinir sistemi bölümleriyle alıcı ya da verici ilişkiler içinde olan hareket,hissiyet,görme alanları önemlidir de konuşma ve dil işlevlerinin beyinsel organizasyonu aynı beyin içinde olmasına rağmen hiç ilgi çekmez. Bunun da ötesinde beynin bellek, karar, emosyon gibi son derece önemli işlevlerinin geleneksel anlayış içinde yeri yoktur.

Davranış nörolojisi ise beynin yapılanmasını basitten karmaşığa hiyerarşik-anatomik bir model içinde ele alır. Bu anlayışa göre beyinde en basit hareket işlevinden en karmaşık karar ve bellek işlevlerine kadar her şey hiyerarşik bir yapılanma içinde bulunur. Örneğin, bir cismi tutmamızı sağlayan beyin alanıyla onunla belirli bir iş yapmamızı sağlayan alan hem yapısal bakımdan farklıdır hem de ilişki içindedir. Bir çakmağı tutan alanla onu çakmayı beceren alanlar hem komşu alanlardır hem de farklıdırlar. Bir cismi görmemizi sağlayan alanla onun renk ve şekil özelliklerini algılamamızı sağlayan alan hem farklıdır hem de ilişkilidir. Geleneksel nörolojik yaklaşımın muayene yöntemi bize sadece tutmayla ya da sadece görmeyle ilgili alanların bilgisini sağlar. Ancak biz çakmağı nasıl çaktığımızı ya da renk ve şekil algılarını nasıl algıladığımızı bu yaklaşımla anlayamayız. Bu tür bilgileri bize nöropsikoloji sağlar. Benzer biçimde, hareket ve beş duyu dışında beynin neredeyse bütün işlevlerinin bilgisi yine nöropsikoloji tarafından sağlanır. Beyin söz konusu olduğunda nöropsikolojisiz nöroloji daima kaba ve eksik bilgi verir.

Nörolojinin indirgemeci ve katı anlayışı psikoloji alanında kendi ikizini yaratmakta gecikmemiştir. Bu ikizin adı “dinamik yaklaşım” dır. Bu anlayış içinde beyin hiç yoktur. Her şey biyolojik gerçeklerin dışında alabildiğine dinamiktir. İnsana ait gelişimsel davranışsal gerçeklerin yerini de beyin yerine psikanaliz doldurmuştur. Psikanaliz de her türlü davranışsal anormalliği çocukluk travmalarına bağlar.

Nöropsikolojinin tarihsel esin kaynağı Phineas Gage vakasıdır. Bu vaka beyin hasarıyla kalıcı davranış ve kişilik bozukluklarının oluşabileceği konusunda bir başlangıç noktasıdır. Bu vaka nedeniyle geleneksel nöroloji anlayışında hiç sözü edilmeyen ve beyinde oldukça büyük bir coğrafyaya sahip prefrontal korteks davranışlar ve kişilik yapısı bakımından gündeme gelmiştir. Ancak bu vakanın takibeden 50-60 yıl için unutulduğunu ve geleneksel anlayışın sürdüğünü söyleyebiliriz. Nöropsikolojinin doğuşuna zemin hazırlayan temel olay ise iki dünya savaşının sayıları belki de milyonları bulan kafa travmaları ve yaralanmaları mağdurlarıdır. Bu iki büyük savaşın yarattığı diğer etkilerin yanı sıra ortaya çıkan bu mağdurlarla ilgili uzun süreli etkiler ki bunların başında davranış ve kişilik değişimleri gelmiştir, bilimi o zamanki sınırlarının dışında düşünmeye ve araştırmalar yapmaya zorlamıştır. Bunun sonucu olarak geliştirilen ve beyinsel kökeni davranış bozukluklarını ölçme işinde kullanılan testler nöropsikolojik yaklaşımın esasını oluşturmuştur. Bu testlerin geliştirilme- si ve uygulanması bir hayli zaman önce ortaya konulmuş olan beynin nöroanatomik özelliklerinin yeniden hayata dönmesini ve beynin bir çok alanının işlevsel özelliklerinin öğrenilmesini sağlamıştır. Bugün beynin sol ve sağ yarılarının işlevlerini biliyorsak, beyinde bir çok işlevin ortaya konulmasını sağlayan ağ-şebeke yapıları konusunda bilgi sahibiysek bu geniş ölçüde nöropsikolojinin sayesindedir.

Beyin söz konusu olduğunda ve karşılaşılan durumun beyin işlevleri açısından ne anlam ifade ettiği merak edildiğinde nöropsikolojik değerlendirme olmazsa olmaz bir yaklaşım biçimidir. Bu gibi koşullarda nöropsikolojik değerlendirme yapılmaksızın oluşturulan nöroloji ve psikiyatri görüşleri eksik kalmaya mahkumdur.

 

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yukarı Çık