Otizm ve Beyin

10 Haziran 2017
2.324 kez görüntülendi

Otizm ve Beyin

 

Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ

İşte ortada kalmış konulardan biri daha: OTİZM. Bu ortada kalmışlığı şöyle izah edeyim; Şu anki mesleki anlayışlar ve işbölümü ortamında (Hem dünyada hem Türkiye’de) otizm denilen bozuklukla çocuk psikiyatrisi, çocuk psikolojisi ve çocuk gelişim uzmanlığı alanları ilgileniyor

Bu bozukluğun çocuk gelişim uzmanlığı alanıyla ilişkili bir konu olduğundan şüphe yok. Ama otizm ne psikiyatrik ne de psikolojik kökenli bir konu. Peki neden ilgileniyorlar? Ağır kaçmayacağını bilsem içimden mecburen demek geliyor. Gerçekte ise bu sorunun iki yanıtı var. Birincisi, tıbbi açıdan 20. yüzyıl başlarında nörolojiyle psikiyatri arasında ortaya çıkmış olan ve bu yüzyılın sonlarına kadar tek anlayış olarak devam eden bir meslek alanı ayrımı anlayışının gereği olduğu için. Bu anlayışa göre çocuklarda ve diğer insanlarda ortaya çıkan davranış problemleri tıp alanında öncelikle psikiyatrinin ve psikolojinin konusudur. Gerçi 1900’lerin başında ortaya çıkan ve Almanların başını çektiği bazı psikiyatri doktorları başta şizofreni olmak üzere davranış bozukluğu tablolarının aslında beyindeki bozukluklara bağlı olarak ortaya çıktığını ve bunu göstermek için otopsi çalışmalarına hız verilmesi gerektiğini söylediler ama çoğunluğu oluşturan davranışçılar bu yaklaşımın bilim dünyasında yayılmasını engellediler. Arkadan da Freud’un hipotezleri gelince bu konu tam bir “yüz yıllık yalnızlık” konusu haline dönüştü.

İkincisi, geçen yüzyılın son çeyreğine kadar bu alanlar dışında kimse bu konuya el atmadı. Nöroloji zaten beynin birçok bölümüyle ilgilenmeyi bırakmış olduğundan onlardan da ses çıkmadı. Geçen yüzyılın son çeyreğine kadar demiştik. Bu tarihin özelliği, genetik çalışmalarının ortaya çıktığı ve hızlandığı tarih olması. Bu tarihten sonra olan ise davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlarla ve davranış bozukluğunun tipine bakarak ilaç verme yoluyla tedavi edilmeye çalışılan bozuklukların biyolojik ve çoğunun da genetik özelliklerinin öğrenilmeye başlanması.

Örneğin, 1990’ların sonlarına doğru İtalyan araştırmacılar beyinde özel bir nöron grubu keşfettiler. Bu nöronlar amaç, işbirliği ve rekabet gözeten davranışlarda harekete geçiyorlardı. Karşısındakinin ne yaptığını sadece izleyen maymunların beyinlerinde gösterilen bu özel nöron tipine AYNA NÖRONLAR adı verildi. Daha sonra otistik çocuklarda yapılan araştırmalar sırasında bu çocukların beyinlerinde bu nöron grubunun yeteri kadar harekete geçmediği gösterildi ve bunun otizmde rol oynayan mekanizma olabileceği ileri sürüldü. Bu nöronlar daha sonra Empati Nöronları olarak da adlandırıldı.

Şimdi bütün bu bilgilere rağmen otizmin ne olduğundan henüz bahsetmediğimi de biliyorum. Otizm aslında tek tip bir tablo değil. Bu kavramın içinde yer alan bozukluklara Otizm Yelpazesi Bozuklukları deniyor. Ancak bunlardan hangisi olursa olsun hepsinin ortak özelliği, söz konusu olan çocuğun beklenen sosyal amaç ve işbirliği davranışlarında aksama göstermesi. Bu tür bir durum diğer çocuk gelişim bozukluklarıyla birlikte de olabiliyor. Otizm zekayla ilgili bir kavram olmaktan çok sosyal davranışlarla ilgili. Bu davranışlar ayna nöronların yoğun olarak bulunduğu beynin ön lobunun (frontal) ön bölümüyle ilgili görülüyor.

Otizm ve çocuk uzmanı olmadığım halde sizlere bu konuyu anlatmaya çalışmamın nedeni de bu gelişmeler yani nörobiyolojiyle ve davranış nörolojisiyle olan yakın ilgim beni de bir yerde “otizm uzmanı” yapıyor.

Ama ben yine de bu konuda kendime çok güvenmemeyi tercih ederek konuyu sizlere iki önemli kaynaktan aldığım bilgiler yoluyla aktaracağım. Kaynaklardan biri, otizmin yaşayan en popüler hastası olan Temple Grandin’in kendi otizmiyle ilgili anlattıkları. İkincisi ise en kıdemli otizm araştırmacılarından biri olan Cambridge’in hocası Simon Baron Cohen’in yaptığı araştırmalar.

Otizm konusunun ele alınmasındaki eksiklikler otizmin ne olduğunu anlamamızı güçleştiriyor. Bu görüşlerden biri otizmin sadece bir “davranış” problemi olduğudur.

Bu görüş davranışçı ve temelsiz önerilerle otizmin beyinle ve genlerle ilişkilerinin öğrenilmesini geciktiriyor. Diğer görüş otizmin bir “psikiyatrik” problem olduğudur. Bu görüşle hareket edenler otizm probleminin karşısına 2-3 bastırıcı ilaçla çıkarak “davranış” problemini “tıbbi-kimyasal” yönden çözümlemeye çalışıyorlar. Her iki yaklaşım da eksiktir ve otistik çocukları ve otizmin ne olduğunu anlamaya yönelik değildir. Günümüzde otizm konusunda en güçlü hipotezi genetik-biyolojik kökenli hipotez oluşturmaktadır.

Paylaşımımızın bu bölümünde otizm konusunu genetik-biyolojik açıdan ele alanların görüşleriyle sürdürüyoruz. Bu konuda görüşlerini aktaracağımız iki kişi, çocuk doktoru ve genetikçi bir bilim kadını olan Wendy Chung’la Cambridge Üniversitesinden kıdemli otizm araştırmacısı Profesör Simon Baron Cohen. Önce Chung’ın görüşleriyle başlayalım.

 

Otizm Yok Otizmler Var!

“Otizm tek bir nedene bağlı bir hastalık değil. Pek çok düzensizlikten meydana geliyor. Ve bu düzensizlik geniş bir aralıktan oluşuyor, örneğin, bir çocuk sözlü iletişim kuramıyor, konuşamıyor, iPad vasıtasıyla iletişim kurabiliyor. İletişim için resmin üzerine dokunuyor. Düşüncelerini endişelerini bu yolla aktarıyor. Bu küçük çocuk, üzüldüğünde sallanmaya başlıyor ve sonunda yeterince rahatsız edildiğinde başını bir noktaya şiddetle vurarak kafasını yarıyor ve başına dikiş atılması gerekiyor.

Diğer bir çocuğun oldukça farklı sıkıntıları var. Bu çocuk matematik konusunda gerçekten çok iyi. Üç basamaklı sayıları aklından kolaylıkla çarpabiliyor. Ancak konu insanlarla sohbet etmeye gelince çok büyük zorluk yaşıyor. Göz teması kuramıyor. Sohbet başlatma konusunda sıkıntı yaşıyor, kendini beceriksiz hissediyor ve sinirlendiğinde kendini tamamen kapatıyor. Bu çocukların her ikisi de benzer otistik yelpaze bozukluğu belirtilerini gösteriyor.”

 

Otizm Yeni Bir Problem mi Yoksa Yeni mi Tanınıyor?

“Bizi endişelendiren şeylerden biri de otizmin gerçekten salgın bir hastalık olup olmadığı konusu. Günümüzde, 88 çocuktan birine otizm tanısı konmakta. Bu rakam zaman içerisinde artma eğiliminde mi? Yoksa bunun nedeni, kişilere otizm tanısını koymaya yeni başlamamız mı? Yani, onlara eskiden de bir teşhis konuyordu belki ama bunun bir adı yoktu. Ve aslında, 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında bir dönüşüm yaşandı. Bununla, otistik bireylere yardım sağlayacak kaynaklara ve eğitim materyallerine ulaşım sağlandı. Artan farkındalık ile birlikte, daha fazla ebeveyn, daha fazla pediatrist, daha fazla eğitmen otizmin özellikleri hakkında bilgi sahibi oldu. Bunun sonucu olarak, daha fazla bireye teşhis kondu. Ek olarak, otizmle ilgili tanımımızı da zamanla değiştirdik, daha doğrusu otizm tanımlamamızı genişlettik ve bu da gittikçe yaygınlaşmasının nedenini açıklıyor.”

 

Otizmin Nedeni Ne?

“Bir sonraki soru ise herkesin merak ettiği soru, otizme ne neden oluyor? Ve genel bir yanlış anlayış var ki o da aşıların otizme neden olduğu şeklinde. Bana bunu açıklamam için izin verin. Aşılar otizme neden olmaz. Aslında, yapılan araştırmalar bu konunun tamamen asılsız olduğunu ortaya koydu. Bu makalenin basıldığı Lancet dergisinin sayısı geri çekildi ve bir doktor olan yazrının tıp lisansı elinden alındı. Tıp Enstitüsü, Hastalık Kontrol Merkezleri, bunu tekrar tekrar araştırdılar ve aşıların otizme neden olduğuna dair güvenilir hiçbir kanıt bulamadılar. Aşılarda bulunan thimerosal adındaki bileşenin otizmin nedeni olduğu düşünülüyordu. 1992 yılında, bu bileşen aşılardan kaldırıldı. Ve bunun otizmin yayılmasında bir etkiye sahip olmadığını gördük. Yani bunun bir cevap olduğuna dair hiçbir kanıt yok. Yani soru yine aynı: Otizme neden olan nedir?

Aslında, bunun tek bir yanıtı yok. Otizmin bir yelpaze bozukluğu olmasından dolayı nedenlerden oluşan bir yelpaze vardır. Toplum taramalarından çıkan nedenlerden biri, babanın ileri yaşta olması, yani, gebe kalınan zamanda babanın yaşının ileri olması. Ayrıca, gelişme açısından diğer bir kırılgan ve kritik süreç ise annenin hamile olduğu dönem. Bu dönem boyunca, cenin beyni gelişirken, bazı maddelere maruz kalmanın otizm riskini artırabileceğini biliyoruz. Özellikle, epilepsili (saralı) annelerin bazen aldığı ilaç olan valproik asitin otizm riskini artırabileceğini biliyoruz. Ayrıca, bazı bulaşıcı etkenler de otizme neden olabilir.”

 

Otizm ve Genler İlişkisi

“Ve üzerinde çok zaman harcadığım konulardan biri de otizmin genlerle ilişkisi. Bu konuya odaklanmamın nedeni genlerin otizmin tek sebebi olması değil, otizme neden olan genler sayesinde beynin biyolojisini rahatlıkla tanımlayabilecek ve nasıl çalıştığını daha iyi anlayıp böylece müdahalede bulunabilmek için stratejiler geliştirebilecek olmamızdır. Anlamadığımız genetik faktörlerden biri de, kadın ve erkekler açısından gördüğümüz farklılıklardır. Erkekler kadınlara kıyasla otizmden 4 kat fazla etkileniyorlar ve buna neyin neden olduğunu bilemiyoruz.

Genetiğin bir faktör olduğunu anlayabilmemizin yollarından biri de uyum oranı denen şeye bakmak. Diğer bir ifadeyle, bir kardeş otistik ise, ailedeki diğer kardeşin otistik olma olasılığı nedir? Ve özellikle burada üç tip kardeş durumunu inceleyebiliriz: Birincisi, tek yumurta ikizleri yani genetik bilginin yüzde 80’inden fazlasını ve aynı dölyatağını paylaşan ikizler, ikincisi onlara karşı da çift yumurta ikizleri, genetik bilginin yüzde 50’sini paylaşan ikizler. Üçüncüsü ise sıradan kardeşler. Genetik enformasyonun yüzde 50’sini paylaşan ancak aynı dölyatağında bulunmayan erkek-kız, kız-kız kardeşler. Ve bu uyum oranlarına baktığınızda göreceğiniz çarpıcı şeylerden birisi tek yumurta ikizlerinde uyum oranının yüzde 77 olduğudur. Genler otizmin kesin sebebi değil ancak riskin büyük kısmını oluşturdukları da bir gerçek, çünkü çift yumurta ikizlerine baktığınızda uyum oranının sadece yüzde 31 olduğunu görürsünüz. Diğer yandan bu çift yumurta ikizleri ile kardeşler arasında bir farklılık var. Çift yumurta ikizleri için genel bir etkide kalma durumu söz konusu iken sıradan kardeşler arasında böyle bir şey söz konusu değil.”

 

 Nasıl Bir Genetik İlişki?

“Yani bu, bize otizmin genetik olduğuna dair bazı veriler sağlıyor. Peki nasıl genetik oluyor? Bunu aşina olduğumuz diğer durumlarla karşılaştırdığımızda kanser, kalp hastalığı, diabet vb. gibi, diğer durumlara nazaran otizmde genetik çok daha büyük bir rol oynuyor. Ancak bununla birlikte, bunun hangi genler olduğunu göstermiyor. Herhangi bir çocukta bunun tek bir genden mi yoksa genlerin birleşiminden mi olduğunu da göstermiyor. Ama bazı otizmli bireylerde bir tane, güçlü, belirleyici gen otizme neden olur. Lakin, diğer bireylerde yine genetiktir, fakat gelişimsel süreçte otizm riskini nihai olarak belirleyen asıl etken genlerin bileşimidir. İster istemez, herhangi bir kişi için cevabın hangisi olduğunu bilemiyoruz, bu nedenle daha derine inmeye başlıyoruz.

Esasında, mevcut tahminlere göre otizme neden olabilecek 200-400 arası gen vardır. Bu da kısmen, etkileri açısından bu kadar geniş bir yelpaze görmemizin nedenini açıklıyor. Ortada bu kadar gen olmasına rağmen, bu karmaşanın da bir çaresi var. Bunlar öylesine sıradan 200, 400 farklı genler de değil, bunlar birbirine uyan genler. Bir yolda birbirine geçiyorlar.”

 

Genetik İlişkilerin Beyne Yansıması

“Beynin işleyişine bakınca artık anlayabildiğimiz bir ağ içerisinde birbirlerine geçiyorlar. Tabandan tepeye bir yaklaşımla bu genleri, proteinleri, molekülleri tanımlıyoruz. O nöronu işler hale getirmek için birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını anlıyoruz. Bu nöronların devreyi işler hale getirmek için nasıl iletişim kurduklarını ve bu devrelerin davranışı kontrol etmek için nasıl çalıştığını anlıyoruz. Ve bunu hem otizmli bireylerde hem de normal zihinlere sahip bireylerde yapıyoruz.”

 

Erken Tanının Önemi

“Fakat bizim için en önemlisi erken teşhistir. Risk taşıyan bir kişinin büyüyen, gelişen beynine etki edebilmek için bu teşhisi yapmak son derece önemlidir. Çok erken bebeklikte göz teması ve göz takibiyle, risk taşıyan bebeğin belirlenmesi bu yöntemlerden biridir. Bir bebek erkenden etrafıyla çok iyi göz teması kuruyor, bu bebekte otizm gelişimi olmayacak. Bu bebeğin tehlikede olmadığını biliyoruz. Diğer yandan, iyi göz teması kuramayan bebekte risk vardır. Gözler, odaklama ve sosyal ilişki kurmak yerine ağıza bakıyor, buruna bakıyor, başka yönlere bakıyor, fakat sosyal olarak bağ kurmuyor.”

 

Ne Yapmalıyız?

“Nasıl müdahale edeceğiz? Bu muhtemelen etkenlerin bileşimi olacaktır. Kısmen, bazı bireylerde, ilaç tedavisi denemeye çalışacağız. Ve aslında, otizm için genleri tanımlamamız ilaç hedeflerini belirlememiz, otizm konusunda tesirli olabileceğimiz şeyleri ve yapmamız gerekenleri belirlememiz açısından bizim için önemli. Fakat bu tek cevap olmayacaktır. Biz ilaçların ötesinde, eğitimsel stratejiler kullanacağız. Otizmli bireylerin bazıları daha farklı tepkiler veriyorlar. Farklı yollardan öğreniyorlar. Çevrelerini farklı yollardan kavrıyorlar ve bizler de onları en iyi şekilde eğitecek durumda olmalıyız. Beyni eğitirken daha etkili olabilmek ve biraz sıkıntılı alanlarda durumu telafi etmek için kullanabileceğimiz yöntemlerden biri Google Glass. Uygun olan bazı çocuklar Google Glass giyebilir. Bu da onlara iletişim kurma, konuşmayı başlatma ve belki de bir gün bir kıza çıkma teklif etme konusunda ona yardım eden bir öğretmen gibi olur.”

Yazımıza Baron Cohen’in görüşleriyle devam edeceğiz.

Sınıflandırılmış Çiftleşme Kuramı

Simon Baron-Cohen Cambridge Üniversitesi Otizm Araştırmaları Merkezinde Gelişimsel Psikopatoloji alanında çalışan kıdemli bir otizm araştırmacısı. Son 30 yılı aşkın süre içinde otizmin nedenleri konusunda sayısız araştırmalar yapan ve en son da “Sınıflandırılmış Çiftleşme Kuramı” adlı görüşü ortaya atan kişi.

Bu görüş otizmin genetik yanına ağırlık veriyor ve bu ağırlığı çocuğun ebeveynlerinin kişilik tarzları üzerinden yapmaya çalışıyor. Şöyle ki, çocuğun anne ve babası karakter yapıları bakımından kuralcı ve aşırı sistematik düşünen kişilerse yani diğer bir ifadeyle, anne ve baba mantıksal ve matematiksel düşünmenin ağırlık taşıdığı “sistematikleştirici” tiplerse çocuklarının otistik olma olasılığı yükseliyor. Baron-Cohen’le devam edelim;
“Sistematikleştici tipler, düşünme tarzı çoğunlukla kurallara ve ölçülmüş biçilmiş ve risk analizi yapılmış planlara bağlı olan tiplerdir : Bu kişiler matematiksel sistemlere (cebir,bilgisayar programları) ve mekanik sistemlere (bilgisayarlar,arabalar) yatkındırlar.

Bu kuramı test etmek için beş aşama var:

1. Bu yatkınlığın aileden gelip gelmediğini saptamalıyız.
2. Bu yatkınlıkla bağlantılı herhangi bir gen olup olmadığını bulmalıyız.
3. Tersine, otizm tanısı almış çocukların ebeveynleri gerçekten bu yatkınlığı gösterirler mi?
4. Bu ebeveynler genetik bakımdan birbirlerine benzer mi?
5. Bu genler etkileştiğinde gerçekten otizme neden olurlar mı?

Bunları araştırmak için sadece otistik çocuklara değil onların anne-babalarına da bakmak gerekir. Bu tür çalışmalar yürüttük ve

1. Genel nüfus içinde otistik çocuğa sahip ailelerde sistematik düşünceye yatkınlığın (matematik ve mekanikte başarı yüksekliğinin) sadece babalarda değil annelerde de olduğunu bulduk.

2. Devamla, otistik çocukların babalarında ve büyükbabalarında mühendis oranlarını yüksek bulduk. Bu oranı sadece baba tarafında değil anne tarafında da bulduk.

3. Çocuğun ailesinin iki tarafında da aynı eğilimler güçlü olarak bulunduğundan kuramın adı “Sınıflandırılmış Çiftleşme Kuramı” oluyor.

Otizmde genlerin yanı sıra hormonların rolünü de araştırdık. Çocuklar daha doğmadan anne karnındayken içinde yüzdükleri amniyotik sıvıda erkeklik hormonu olarak da bilinen testesteron seviyelerine bakıyoruz. Aslında bu sadece erkeklik hormonu değil, her iki cins de bu hormonu salgılıyor sadece erkekler kadınlardan daha fazla salgılıyor. Dişilerde böbreküstü bezinden erkeklerde ise testislerden salgılanıyor. Bu hormonu bebek doğmadan ölçtük ve bebeğin doğumunu bekledik. Sonra 12 ve 18 aylıkken ve 2 yaşındayken tekrar kontrol ettik.

Bu bebeklerden ana karnındayken alınan testesteron seviyeleri ne kadar yüksekse, 12 aylıkken o kadar az göz teması kurabildiklerini bulduk. Göz teması kurmama erken otizm tanısında önemli bir ölçüttür. Ayrıca bu çocuklarda 18 aylıkken dil gelişiminin daha yavaş olduğunu da bulduk.”

Son olarak, Simon Baron-Cohen’in geliştirdiği Otizm Spektrum Testi’nden söz edelim. Testi Türkçeye çevirip buraya almak isterdik ama bu test hem uzun hem de internette cevaplar üzerinden skorlaması yapılabiliyor. Onun için adresini verelim: https://psychology-tools.com/autism-spectrum-quotient/

Otizmle ilgili son paylaşımımda dünyaca ünlü otizm aktivisti ve kendisi de otistik olan Temple Grandin’in ağzından kendi otizmini okuduktan sonra bu kez otistik olmanın avantajlarından bile söz ediyor olacağız.

Temple Grandin: “Otistik Akıllardan Öğreneceklerimiz Var!”

“- Diyorsun ki “Otizm dünyadan yok edilseydi, insanlar hala mağaraların girişlerinde yaktıkları ateşle ısınıyor ve sosyalleşiyor olurlardı.”

– Evet. İlk taş kıvılcımını kimin yaptığını sanıyorsun? Asperger adam. Tüm otistik genlerden kurtulsaydık Silikon Vadi de kalmazdı enerji sorunu da asla çözüme ulaşmazdı.”

Temple Grandin, Amerikalı hayvan bilimi uzmanı ve Colorado Devlet Üniversitesi’nde profesör, yazar, otizm aktivisti ve hayvancılık sektöründe hayvan davranışları alanında danışman olarak çalışan birisi. Grandin, 4 yaşındayken konuşmaya ve yürümeye başladı. İlkokuldan itibaren destekleyici rehberlere ihtiyaç duydu. O zamanlar, herkesin alay ettiği “asosyal çocuk”tu. Zaman zaman sokakta yürürken, insanlar “kayıt cihazı” diyerek onunla alay ederlerdi. Çünkü o, öğrendiği şeyleri sürekli tekrar ederdi. 1966′ da Hampshire Country okulundan mezun olduktan sonra, üstün yetenekli çocuklar için olan bir yatılı okula kaydoldu. Grandin 1970 yılında Franklin Pierce kolejine gitti. 1975 yılında Arizona State Üniversitesi’nden hayvan bilimi alanında yüksek lisansını ve 1989’da hayvan bilimi alanında doktora derecesini aldı. Oliver Sacks’ın “Marsta Bir Antropolog” kitabında Grandin’den bahsetmesi üzerine tanınmaya başlandı. Grandin, diğer insanların duygusal ilişkileri olduğunu ama kendisinin bunun bir parçası olmadığını ifade etmiştir. Hayvan bilimi ve refahı ve otizm hakları çalışmaları ötesinde, binicilik, bilim kurgu, film ve biyokimyayla ilgilenir. O başkaları ile sosyalleşmeyi “sıkıcı” olarak açıklar ve duygusal sorunlar ve ilişkilerle ilgilenmez. Otizmin hayatının her yönünü etkilediğini söyler. Düzenli olarak depresyon ilaçları alır, 18 yaşındayken icat ettiği sıkma kutusunu (kucaklama makinesi) daha sonra kırmış ve artık insanlara sarılmaya ihtiyacı olduğunu söylemiştir.

Temple Grandin’in Ağzından Otizm

“Otizmin tam olarak ne olduğunu anlatarak başlayacağım. Otizm en ağır formunda çocuğun sözcüksüz kaldığı seviyeden tüm o parlak bilim adamları ve mühendislerin seviyesine dek uzanan çok uzun bir süreçtir.
Bu kişisel özellikler sürecidir. İnek bir öğrenci ne zaman Asperger’e döner? Bu ılımlı otizmdir. Yani Einstein, Mozart ve Tesla hepsi bugün muhtemelen otistik spektrum içinde değerlendiriliyor olurlardı. Beni gerçekten düşündüren şeylerden birisi de bu çocukların geleceğin enerjik şeylerini icat etmelerini nasıl sağlamaya çalışacağımız.

Tamam, şimdi eğer siz otizmi anlamak istiyorsanız hayvanları anlayacaksınız. Size düşünmenin farklı yollarından bahsetmek de istiyorum. Konuşma dilinden uzaklaşmanız gerekiyor. Ben fotoğraflarla düşünüyorum. Ben lisanla düşünmem. Şimdi, otistik akıldaki olay şu; detaylara dikkat eder. Şimdi bu testte sizin büyük harfleri mi yoksa küçük harfleri mi seçtiğinize bakılıyor ve otistik akıllar küçük olan harfleri daha çabuk algılar.

Ve olay da şu; aslında normal bir beyin detayları atlar. Yani eğer bir köprü inşa ediyorsanız, detaylar önemlidir çünkü detayları atlarsanız köprü çöker. Ve benim bugüne ait politikalarla ilgili en büyük endişem işlerin giderek soyut ve özet hale gelmesidir. İnsanlar elleriyle birşeyler yapmaktan uzaklaşıyorlar. Pek çok okul müfredatından el yapımına dair dersleri çıkarmaya başlamasından endişeliyim, çünkü sanat ve benzer dersler, benim sivrilebildiğim dersler olmuştur.

Sığırlarla yaptığım çalışmada, sığırların ürkmesiyle ilgili pek çok insanın fark edemediği pek çok şeyi fark edebildim. Örneğin; yolları üzerinde dikili olan bir bayrak. Bu dalgalanan bayrak, tam olarak veterinerlik fakültesinin önündeydi ve, tek yapmaları gerekense bayrağı kaldırmaktı. 70’lerin başlarında işe başladığımda, çite asılı bir paltonun, gölgelerin ve yerdeki bir çorabın onları ürküttüğünü gördüm. İnsanlar bu tarz şeyleri farketmiyorlar. Ben fotoğraflara bakarak bunları farkedebildim.

Peki, fotoğraflarla düşünmek nedir? Bu gerçekten de kafanızdaki filmlerdir. Benim aklım google görseller gibi çalışıyor. Ben genç bir çocukken düşünme şeklimin farklı olduğunu bilmiyordum. Herkesin fotoğraflarla düşündüğünü sanıyordum. Ve “Fotoğraflarla Düşünmek” kitabımı yazdığımda, insanlarla nasıl düşündükleri konusunda ropörtajlar yapmaya başladım. Ve düşünme şeklimin bir parça değişik olduğunu, farkettiğimde de şok oldum.

Şimdi, görsel düşünmem sığır bakım tesisleri dizayn etme işim için olağanüstü bir değer. Ve kesim tesisinde sığırlara nasıl davranıldığı konusunda da gerçekten ilerleme kaydettim. Şimdi karmakarışık sığır kesimi slaytlarına girmeyeceğim. Eğer ilgilenen varsa materyalleri youtube’a yükledim, bakarsınız. Ama tasarım işimde başarabildiğim şeylerden birisi de bir ekipman parçasını aklımda çalıştırıp test edebilmem, tam olarak bilgisayarlı sanal gerçeklik sistemi gibi.

Ve sosyal biri olmadığım için çok erken öğrenmek zorunda kaldığım şeylerden birisi de kendimi değil, işimi satmak zorunda oluşum. Ve çiftlik hayvancılığıyla ilgili işimi satış şeklim de, çizimlerimde ve fotoğraflarda gösterdiğim gibi. Küçük bir çocukken bana yardımcı olan diğer şey de görgü ve terbiyenin öğretilmesiydi. Dükkanların raflarındaki satılık eşyaları aşağıya çekemeyeceğiniz ve etrafa atamayacağınız öğretilirdi.

Otistik akıllar uzmanlaşmaya eğilimlidir Bir işte çok iyi, başkasında kötü. Ben cebirde berbattım. Geometri ve trigonometri almama hiç izin verilmedi. Devasa bir hata. Pek çok çocukta cebiri atlayıp direk geometri ve trigonometriye geçmeliler.

Diğer türden bir akıl da kalıpsal düşünen akıllardır. Daha soyutturlar. Bunlar sizin mühendisleriniz, bilgisayar programcılarınızdır. Bu kalıpsal düşünme. Kalıpsal düşünenler, müzik ve matematik. Bunların çoğunun okumayla ilgili sorunları olur. Bu çeşit problemleri aynı zamanda disleksik çocuklarda da görüyoruz. Tüm bu değişik çeşitteki akılları görüyorsunuz. Ve birde sözsel akıllar var. Her konudaki her gerçeği bilirler.
Diğer birşey de duyusal konular. Duyular meseledir. Bazı çocuklar florasan ışıklardan rahatsız olur. Bazılarının sese karşı hassasiyeti vardır. Gördüğünüz gibi değişken oluyor. Şimdi, görsel düşünmek bana hayvanların aklıyla ilgili pek çok içgörü sağladı. Çünkü düşünün. Bir hayvan sadece duyusal temelli düşünür, sözlerle değil. Resimlerle düşünür. Seslerle ve kokularla düşünür.

Hayvan aklı ve aynı zamanda benim aklım duyusal gelen verileri kategorize ediyor. At üstünde bir adam ve yerde bir adam, bu tamamen farklı iki şey olarak görülüyor. Sürücüsü tarafından eziyete uğramış bir atınız olabilir. Veterinerde harika olacaklardır, ayrıca nalbantla da, ama onu süremezsiniz. Başka bir atınız daha var ve nalbant onu dövmüş, ve böyle birşeyden dolayı veterinerdeyken delirecektir, ama siz ona binebilirsiniz. Sığırlar da böyledir. At üstündeki adam, ayakta duran adam, tamamen farklı iki şey.

İşte bunlar bilgileri kategorize edebilme yeteneği, pek çok insanın bu konuda iyi olmadığını görüyorum. Ekipmanlardaki sorunlar veya tesisteki bir problemi çözmek için çıktığımda, sorunun ne olduğunu çözemediklerini görüyorum. “İnsan eğitimi sorunu mu?” “Yoksa ekipman sorunu mu?” Pek çok insanın bunda sıkıntı yaşadığını görüyorum. Diyelim ki bir ekipman sorunu var. Bu küçük mü, basitçe düzeltebilir miyim? Ya da sistemin tamamının dizaynında bir hata mı var? İnsanlar bunu algılamakta güçlük yaşıyorlar.
Şimdi şöyle birşeye bakalım, havayollarını güvenli yapacak sorunları çözelim. Evet, bir milyon mil uçucusuyum. Çok ama çok fazla uçuyorum. Ve eğer ben böyle iken direk gözlemleme yapacağım şey ne olabilir? Uçak kuyrukları olabilir. Biliyorsunuz, son 20 senede beş ölümcül kazada kuyruk ya çıktı, ya da kuyruktaki idare mekanizması bir şekilde kırıldı. Bunlar kuyruk, çok net ve basit. Ve pilotlar uçağın etrafında yürüdüklerinde ne oluyor tahmin edin? Kuyruğun içindeki o şeyi göremiyorlar. Şu anda bunu düşünürken, tüm o spesifik bilgiyi toparladığımın artık sizde farkındasınız. Çok spesifik. Yani, benim düşünme şeklimin altı üstte. Tüm o küçük detayları alırım ve bir bulmaca gibi birleştiririm.

Buradaki şey, dünyanın tüm bu farklı tiplerdeki akıllarla birlikte çalışmaya ihtiyacının olması. Tüm bu insan akıl çeşitlerini geliştirmek için çalışmalıyız. Ve beni delirten şeylerden birisi de, çevredeki otizm toplantıları için dolaştığımda, çok fazla bilgisayar düşkünü inek tipli ufaklık görmem. Ve kesinlikle sosyal değiller. Ve kimse de ilgi alanlarını bilim gibi bir konuda geliştirmelerine yardım etmiyor. Ve bu fen öğretmenimle ilgili özelliği bana anımsatıyor. Ben serseri bir çocuktum. Lisedeydim. Ders çalışmak umurumda değildi. Ta ki bay Carlock’ın fen dersine kadar. Ve o bana görsel bir illüzyon odasıyla ilgili meydan okudu. İşte bu da çocuklara ilginç şeyler göstermek zorunda olduğunuz konusuna geliyor. Belki de TED’in yapması gereken tüm okullara TED’de harika dersler olduğundan bahsetmektir, ve internette de bu çocukları tahrik edip ateşleyecek her çeşit harika şeyi bulmak mümkün, Bu bilgisayar düşkünü inek tipli çocuklardan ve öğretmenlerden ortabatıda ve ülkenin diğer yerlerinden de çok fazla gördüğüm için bu teknolojik alanlardan uzaklaştığınızda bu çocuklarla da ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Ve doğru yolda da ilerlemiyorlar.

Olay şu ki bir aklı daha çok düşünen ve daha kognitif bir akıl haline getirebilirsiniz. Aklınızla daha sosyal olmak için donanımlanabilirsiniz. Ve şimdi bazı araştırmacıların dediğine göre otizmde bu gerçekten parlak akıllarda, düşünme ve sosyalleşme arasında ticaret yapmak gibi. Ve çok şiddetli olduğu noktaya vardığınızda da sözcüğü olmayan bir insana sahip oluyorsunuz. Normal insan aklında hayvanlarla paylaştığımız görsel düşünmeyi dil kapatıyor.
Bu çocuklara ilginç şeyler göstermeliyiz. Ve auto-shop dersini, tasarım dersini ve sanat dersini müfredattan çıkarıyorlar. Sanat okulda en iyi olduğum dersti. Tüm bu değişik akıl çeşitlerini düşünmek zorundayız. Gelecekte bu çeşit insanlara ihtiyacımız olacağı için bu tarzda akıllarla birlikte çalışmak mecburiyetindeyiz. Biraz da işten bahsedelim. Evet, fen öğretmenim beni çalıştırdı, çünkü tembeldim ve çalışmak istemiyordum. Ama birşey var, ben iş deneyimi elde ediyordum. Basit bazı şeyleri öğrenmemiş çok fazla zeki çocuğa rastlıyorum, örneğin dakik biri olmak gibi. Bu bana sekiz yaşımdayken öğretilmişti. Ninenin pazar partisinde masada sofra adabına nasıl uyulur, gibi. Bu bana çok ama çok gençken öğretilmişti. Ve 13 yaşımda bir terzinin yanında iş bulup çalışmaya başlamıştım elbise satıyordum. Üniversitede intörnlük yaptım. Birşeyler inşa ettim. Ve ayrıca verilen görevleri nasıl yapacağımı da öğrenmek zorundaydım.

Küçükken tek yapmak istediğim atların resmini yapmaktı. Annem “Tamam, hadi başka birşeyin de resmini yapalım” dedi. Başka birşeyler yapmayı da öğrenmek zorundalar. Diyelim ki çocuk legolara fikse olmuş durumda. Ona farklı şeyler inşa ettirin. Otistik akıllarla ilgili diğer bir şey de fiksasyon göstermeye eğilimleridir. Eğer bir çocuk yarış arabalarını seviyorsa matematik için o yarış arabalarını kullanmak gibi. Hadi bakalım şu mesafeye bir yarış arabasının gitmesi ne kadar zaman alır? Diğer deyişle, fiksasyonu kullanın ve çocuğu motive edin. Bu yapmak zorunda olduğumuz şeylerden biri. Ülkenin bu kısmından uzaklaştığınızda, bu zeki çocuklar ile ne yapacağını bilemeyen öğretmenlerden bana gına geldi. Beni delirtiyorlar.

Görsel düşünenler büyüyünce ne yaparlar? Grafik dizaynı, bilgisayarlarla ilgili herşey, fotoğrafçılık, endüstriyel tasarım. Kalıpsal düşünenler, onlar da matematikçiler olacak, yazılım mühendisleri, bilgisayar programcıları bu tarzda tüm işleri yapabilirler. Sözsel düşünen akıllardan harika gazeteciler olur. Ayrıca çok da iyi sahne sanatçısı olurlar.

Bu öğrencilerle birlikte çalışmaya ihtiyacımız var, Bu da danışman konusunu açıyor. Bilirsiniz, fen öğretmenim çok itibarlı biri filan değildi. NASA uzay bilimcisiydi. Şimdi bazı eyaletlerde şu noktaya gelindi, eğer biyolojide bir dereceniz varsa veya kimyada okula girip biyoloji veya kimya öğretebiliyorsunuz. Bunu yapmak zorundayız. Çünkü gözlemlediğim kadarıyla çocukların çoğu için gereken iyi öğretmenlerin çoğunluğu devlet üniversitelerindeler. Bu iyi öğretmenlerden bazılarını oradan çıkarıp liselere almalıyız.

Diğer bir şey de, bu çok çok ama çok başarılı olabilir, yazılım sektöründen emekliye ayrılmış çok fazla kişi var ve onlar bu çocuklara öğretebilirler. Onlara öğreteceklerinin eski bilgi olması önemsiz, çünkü yaptığınız şey kıvılcımı çakmak olacak. Çocuğu harekete geçiriyorsunuz. Ve bunu başarırsanız, zaten yeni ne varsa kendisi öğrenecektir. Danışmanlar çok elzem. Fen öğretmenimin bana yaptığı şeyi ne kadar vurgulasam da yetersiz kalacak. Onlara danışmanlık yapmalıyız, işe almalıyız. Ve onları şirketlerinize stajyer olarak alırsanız, otizmde, Asperger türünde akıllarda, onlara sadece “Bir yazılım dizayn et” diyemezsiniz. Onlara spesifik görevler vereceksiniz. Çok daha spesifik olmalısınız. “Bir telefon için yazılım dizayn ediyoruz ve bu telefonun bazı spesifik özellikleri olmalı.

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yukarı Çık